
ben sami. yirmi bir ya$ındayım. kısa boylu, çelimsiz, gözlüklü ve mütemadiyen sakallı bir ki$iyim. istanbul üniversitesi mühendislik fakültesi'nde kimya mühendisliği öğrenimi görmekteyim. günlerim okul ve ev arasında mekik dokumakla geçer, evdeyken bilgisayar ba$ında olurum genelde, msn'im mütemadiyen açıktır. insanlarla tanı$mayı, hayat üzerine uzun uzadıya sohbetler etmeyi çok severim.
bildiğiniz yahut birkaç kelime sonra öğreneceğiniz üzere, üniversitemin mühendislik fakültesi avcılar kampüsü'nde yer alır. burası, cıvıl cıvıl ve rengarenk i$letme öğrencilerinden on be$erli gruplar halinde dola$an makine mühendisi cengaverlere uzanan geni$ bir skalada bir sürü farklı insana rastlayabileceğiniz, ya$amı, toplumu ve birey olarak insanı tanıyıp, nice egzantirik maceraya yelken açabileceğiniz pek eğlenceli, pek co$kulu bir yerdir.
o gün de çok farklı değildi aslında. her zamanki gibi birtakım derslere girip çıkmı$, arkada$larla türlü çe$it geyik çevirmi$ ve nihayetinde beni evimin bulunduğu semte ta$ıyacak olan metrobüse binmek maksadıyla kampüsün güney ucundaki durağa gelmi$tim. ılık bir bahar günüydü, güne$, masmavi gökte parıldıyordu tüm samimiyetiyle, hani $u ne kadar üzgün, ne kadar sinirli olursanız olun kendinizi zorla iyi hissettiren günlerden biriydi i$te.
arka arkaya dizilmi$ güruhun arasına eklenti olmu$, sıradaki metrobüsü beklerken onu gördüm. böyle müthi$ bir bahar gününde bir insanın ba$ına gelebilecek en iyi $eydi aslında, uzun uzun tasvir etsem neye yarar, onu görmeden kafanızda canlandırmanız ne kadar zor bilseniz! bu kirli ve korkunç dünyaya ait olamayacak göksel güzelliği içinde ı$ık saçan bir melekti, içinde debelendiğimiz bu bok çukurundan ötede yer alan bir alemden, kendi karanlığımıza boğulmamamız, inatla ümit edebilmemiz için buraya yollanmı$ bir elçiydi belki de.
anlayacağınız, fazlasıyla etkilenmi$tim.
metrobüsün kapıları açıldığında hızla hareket ettim. onu gözden kaçırmamalı, yolculuk boyunca bu ilahi güzellikten alabildiğine nasiplenmeliydim zira! zekice atılmı$ birkaç adım beni tam olmayı istediğim yere getirdi. $ans tanrıçası yüzüme gülmeye karar vermi$ olacak ki metrobüsün körüklü kısmının hemen yanında kar$ı kar$ıya konu$lanmı$ koltuklardan birine o, birine de ben oturmu$tum. keyifle sırıttım!
zaman nasıl geçti, inanın bilmiyorum. yola, aracın içindeki diğer insanlara dikkat etmedim ya da mütemadiyen zihnimi kemiren okula, hayata ve çevremdekilere dair sorunlara boğulmadım bu sefer. $u anda evrende var olan tek önemli $ey oydu, kainatın merkezinde tüm saflığı ve güzelliğiyle öylece durmu$, safir rengi gözleriyle onu deli gibi kıskandığına emin olduğum göğü izliyordu.
aslında gerçekçi biriyimdir. her insan gibi hayallerim ve umutlarım olsa da, bu dü$üncelerin gerçek hayatımı yönlendirmesine izin vermem, rasyonel seçimler yapar, elime geçirebildiğim az $eyle mutlu olmaya bakarım. ya$amın, hayal kırıklığının kanlı hançerini, usta bir katilin kurbanını katlederken kullandığı $ekilde kalbine sapladığı insanlar vardır. onları çökmü$ omuzları, isteksiz davranı$ları ve pek sıkıcı tavırlarından kolayca tanıyabilirsiniz. ben de bu denli dramatik olmasa da böyle bir adamım i$te; velhasıl, bu sıradı$ı yolculuk ve kar$ımda oturan bu peri kızı beni bu kadar kolay etkilememeliydi.
hayat insanı $a$ırtmayı iyi biliyor, değil mi?
tüm masallarda olup biten ortak $eylerden biri de bir $ekilde yapılmı$ büyünün, masalın bir yerlerinde bozulmasıdır. böyledir bu, istisnasız ve elbette masallar, tüm o ihti$amları, devleri, perileri, cinleri ve sava$çıları içinde aslında ya$adıklarımızın yüksek renk ve çözünürlükteki alegorilerinden ibarettir. cin, kendisini lambadan kurtaran esas oğlandan üç $ey dilemesini ister, esas oğlan arkaya yatırdığı saçları ve kirli sakalıyla çok karizmatik, çok güçlü ve çok maskulendir; fakat onun bile eri$emediği $eyler vardır hayatta. sigarasından $öyle bir fırt çeker, pardösüsünün yakalarını kaldırır ve müstehzi bir tebessümle $öyle der: "sadece üç tane mi?".
üç dilek asla yetmez.
elbette beni kalbimden zincirlemi$ bu ketum büyü de bir noktada bozulacaktı. metrobüs bakırköy durağına yakla$mı$tı, o ayağa kalktı, kalabalığı zar zor yardı ve kapıya yöneldi. çok $ükür ki hala görü$ alanımın içindeydi, görebilen gözlerin algılayabildiği o naif ihti$amıyla aracın durmasını bekledi. sonra metrobüs yava$ladı, kalbim güm güm atıyordu, sonra metrobüs daha da yava$ladı, kalbim yerinden çıkacak gibiydi, sonra metrobüs durdu. o an, orada öleceğimi sandım!
indi ve gitti.
ba$ımı cama yasladım, bitkin ve çaresizdim. bir durak sonra inecektim; ama inanın, oturduğum koltuktan ayağa kalkacak halim kalmamı$tı. otobüsün içinde kalan yolculara $öyle bir baktım, çoğunluğu, ya$amın, hayal kırıklıklarından yapılma kanlı hançerini kalplerine itinayla sapladığı yorgun ki$ilerdi.
metrobüs zeytinburnu durağına yakla$mı$tı, ağır hareketlerle ayağa kalktım, çantamı düzelttim, duracak yazısını yakan küçük butona bastım. metrobüs ağır ağır durağa yana$tı, nihayetinde durdu ve kapılarını açtı.
ben sami. yirmi bir ya$ındayım. kısa boylu, çelimsiz, gözlüklü ve mütemadiyen sakallı bir ki$iyim. istanbul üniversitesi mühendislik fakültesi'nde kimya mühendisliği öğrenimi görmekteyim. günlerim okul ve ev arasında mekik dokumakla geçer, evdeyken bilgisayar ba$ında olurum genelde, msn'im mütemadiyen açıktır. insanlarla tanı$mayı, hayat üzerine uzun uzadıya sohbetler etmeyi çok severim.
ben sami. o gün, metrobüsten inerken, benim gibi yorgun ki$ilere $ans diledim. belki $ans tanrıçası gerçekten de ikiyüzlü kahpenin teki; fakat, sonuçta, hayat insanı $a$ırtmayı iyi biliyor, değil mi?
(dodo the bird, 14.06.2008 12:26) from ek$i sözlük

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder