26 Temmuz 2008 Cumartesi

Acı


Gitmen acı verdi çok,
son tuvalet kağıdını klozete düşürmüş gibi
karda dışarda kalıp popom üşürmüş gibi
ev sahibi sevmediğim yemek pişirmiş gibi
bademciğim acırken balon şişirmiş gibi
gitmen çok acı verdi,
son otobüsü kıl payı kaçırmış gibi
sevgilim eve gelmeme şaşırmış gibi
öss de boşlukların hepsini taşırmış gibi
güneş yanığını istem dışı kaşırmış gibi
acı verdi çok gitmen,
download yüzde 99 iken internet gitmiş gibi
yolculukta ipodun pilleri bitmiş gibi
günlerce milletin arabasını itmiş gibi
en küçük kardeşim aslında karate kid miş gibi
çok acı verdi gitmen,
sıcak suyla duş alıp rüzgarda yatmış gibi
yıllarca emek verdiğim şirket batmış gibi
kankam kıza takılıp beni satmış gibi
kaleciyle karşı karşıya auta atmış gibi

hepsi geçiciydi bu acıların,
senin gitmen gibi
silahını evde unutmuş,
almaya dönen hitman gibi..

yazarın notu: gibi gibisin gibisin gibi gibisin. bunlarla 23 "gibi" etti.

24 Temmuz 2008 Perşembe

Nedir yani?

Ucundan bucağından yakalamam lazım huzur denen zımbırtıyı. Maddi beklentilerden az da olsa sıyrılıp küçük şeylerle mutlu olmak galiba bunun sırrı. Ama hangimiz yapabildik ki bunu? değer yargılarımız kalmadı lan. bak kızdım küçük harfle yazıyorum gerisini. hayata uyum sağlamak için pragmatist olmadık mı? kendi egosunun çizdiği yolun dışına çıkan beri gelsin. hedeflerine ulaşmak için başkalarının sırtında yükselen insanlarla doldu memleket. ortam böyleyken nasıl sıyrılır insan maddiyattan. "ya başarılı ol, ya dürüst" diyor hayat. ya acımasız ol, ya sürün.

Mutluluk dediğimiz nedir ki zaten.. küçükken deterjanlı suya üfleyip baloncuklar oluşturmaktı mutluluk. biraz daha büyüdük, mahallede gol attık mıydı bizden mutlusu yoktu.. biraz daha büyüdük, elini tuttuğumuz komşu kızındaydı mutluluk.. biraz daha büyüyüp öss yi kazandık, artık özgürdük, buydu mutluluk. biraz daha büyüdük ve bitti üniversite belki çok şey öğrendik ama o eski saflığımızı unuttuk. biraz daha büyümeyecem lan ben, bu yaşta bunca şey almışsa elimden hayat, bi bildiği vardır bırakmaz artık. elimizi kaptırdık hayata, gözümüz karardı, biz karardık.

Bunca şikayete rağmen izleyeceğimiz yol yine tu kaka dediğimiz yoldur.

Günün sözü: köfteyle kalkan, kararla oturur.

23 Temmuz 2008 Çarşamba

Metrobusten bakirkoy de inme ayricaligi..


ben sami. yirmi bir ya$ındayım. kısa boylu, çelimsiz, gözlüklü ve mütemadiyen sakallı bir ki$iyim. istanbul üniversitesi mühendislik fakültesi'nde kimya mühendisliği öğrenimi görmekteyim. günlerim okul ve ev arasında mekik dokumakla geçer, evdeyken bilgisayar ba$ında olurum genelde, msn'im mütemadiyen açıktır. insanlarla tanı$mayı, hayat üzerine uzun uzadıya sohbetler etmeyi çok severim.

bildiğiniz yahut birkaç kelime sonra öğreneceğiniz üzere, üniversitemin mühendislik fakültesi avcılar kampüsü'nde yer alır. burası, cıvıl cıvıl ve rengarenk i$letme öğrencilerinden on be$erli gruplar halinde dola$an makine mühendisi cengaverlere uzanan geni$ bir skalada bir sürü farklı insana rastlayabileceğiniz, ya$amı, toplumu ve birey olarak insanı tanıyıp, nice egzantirik maceraya yelken açabileceğiniz pek eğlenceli, pek co$kulu bir yerdir.

o gün de çok farklı değildi aslında. her zamanki gibi birtakım derslere girip çıkmı$, arkada$larla türlü çe$it geyik çevirmi$ ve nihayetinde beni evimin bulunduğu semte ta$ıyacak olan metrobüse binmek maksadıyla kampüsün güney ucundaki durağa gelmi$tim. ılık bir bahar günüydü, güne$, masmavi gökte parıldıyordu tüm samimiyetiyle, hani $u ne kadar üzgün, ne kadar sinirli olursanız olun kendinizi zorla iyi hissettiren günlerden biriydi i$te.

arka arkaya dizilmi$ güruhun arasına eklenti olmu$, sıradaki metrobüsü beklerken onu gördüm. böyle müthi$ bir bahar gününde bir insanın ba$ına gelebilecek en iyi $eydi aslında, uzun uzun tasvir etsem neye yarar, onu görmeden kafanızda canlandırmanız ne kadar zor bilseniz! bu kirli ve korkunç dünyaya ait olamayacak göksel güzelliği içinde ı$ık saçan bir melekti, içinde debelendiğimiz bu bok çukurundan ötede yer alan bir alemden, kendi karanlığımıza boğulmamamız, inatla ümit edebilmemiz için buraya yollanmı$ bir elçiydi belki de.

anlayacağınız, fazlasıyla etkilenmi$tim.

metrobüsün kapıları açıldığında hızla hareket ettim. onu gözden kaçırmamalı, yolculuk boyunca bu ilahi güzellikten alabildiğine nasiplenmeliydim zira! zekice atılmı$ birkaç adım beni tam olmayı istediğim yere getirdi. $ans tanrıçası yüzüme gülmeye karar vermi$ olacak ki metrobüsün körüklü kısmının hemen yanında kar$ı kar$ıya konu$lanmı$ koltuklardan birine o, birine de ben oturmu$tum. keyifle sırıttım!

zaman nasıl geçti, inanın bilmiyorum. yola, aracın içindeki diğer insanlara dikkat etmedim ya da mütemadiyen zihnimi kemiren okula, hayata ve çevremdekilere dair sorunlara boğulmadım bu sefer. $u anda evrende var olan tek önemli $ey oydu, kainatın merkezinde tüm saflığı ve güzelliğiyle öylece durmu$, safir rengi gözleriyle onu deli gibi kıskandığına emin olduğum göğü izliyordu.

aslında gerçekçi biriyimdir. her insan gibi hayallerim ve umutlarım olsa da, bu dü$üncelerin gerçek hayatımı yönlendirmesine izin vermem, rasyonel seçimler yapar, elime geçirebildiğim az $eyle mutlu olmaya bakarım. ya$amın, hayal kırıklığının kanlı hançerini, usta bir katilin kurbanını katlederken kullandığı $ekilde kalbine sapladığı insanlar vardır. onları çökmü$ omuzları, isteksiz davranı$ları ve pek sıkıcı tavırlarından kolayca tanıyabilirsiniz. ben de bu denli dramatik olmasa da böyle bir adamım i$te; velhasıl, bu sıradı$ı yolculuk ve kar$ımda oturan bu peri kızı beni bu kadar kolay etkilememeliydi.

hayat insanı $a$ırtmayı iyi biliyor, değil mi?

tüm masallarda olup biten ortak $eylerden biri de bir $ekilde yapılmı$ büyünün, masalın bir yerlerinde bozulmasıdır. böyledir bu, istisnasız ve elbette masallar, tüm o ihti$amları, devleri, perileri, cinleri ve sava$çıları içinde aslında ya$adıklarımızın yüksek renk ve çözünürlükteki alegorilerinden ibarettir. cin, kendisini lambadan kurtaran esas oğlandan üç $ey dilemesini ister, esas oğlan arkaya yatırdığı saçları ve kirli sakalıyla çok karizmatik, çok güçlü ve çok maskulendir; fakat onun bile eri$emediği $eyler vardır hayatta. sigarasından $öyle bir fırt çeker, pardösüsünün yakalarını kaldırır ve müstehzi bir tebessümle $öyle der: "sadece üç tane mi?".

üç dilek asla yetmez.

elbette beni kalbimden zincirlemi$ bu ketum büyü de bir noktada bozulacaktı. metrobüs bakırköy durağına yakla$mı$tı, o ayağa kalktı, kalabalığı zar zor yardı ve kapıya yöneldi. çok $ükür ki hala görü$ alanımın içindeydi, görebilen gözlerin algılayabildiği o naif ihti$amıyla aracın durmasını bekledi. sonra metrobüs yava$ladı, kalbim güm güm atıyordu, sonra metrobüs daha da yava$ladı, kalbim yerinden çıkacak gibiydi, sonra metrobüs durdu. o an, orada öleceğimi sandım!

indi ve gitti.

ba$ımı cama yasladım, bitkin ve çaresizdim. bir durak sonra inecektim; ama inanın, oturduğum koltuktan ayağa kalkacak halim kalmamı$tı. otobüsün içinde kalan yolculara $öyle bir baktım, çoğunluğu, ya$amın, hayal kırıklıklarından yapılma kanlı hançerini kalplerine itinayla sapladığı yorgun ki$ilerdi.

metrobüs zeytinburnu durağına yakla$mı$tı, ağır hareketlerle ayağa kalktım, çantamı düzelttim, duracak yazısını yakan küçük butona bastım. metrobüs ağır ağır durağa yana$tı, nihayetinde durdu ve kapılarını açtı.

ben sami. yirmi bir ya$ındayım. kısa boylu, çelimsiz, gözlüklü ve mütemadiyen sakallı bir ki$iyim. istanbul üniversitesi mühendislik fakültesi'nde kimya mühendisliği öğrenimi görmekteyim. günlerim okul ve ev arasında mekik dokumakla geçer, evdeyken bilgisayar ba$ında olurum genelde, msn'im mütemadiyen açıktır. insanlarla tanı$mayı, hayat üzerine uzun uzadıya sohbetler etmeyi çok severim.

ben sami. o gün, metrobüsten inerken, benim gibi yorgun ki$ilere $ans diledim. belki $ans tanrıçası gerçekten de ikiyüzlü kahpenin teki; fakat, sonuçta, hayat insanı $a$ırtmayı iyi biliyor, değil mi?

(dodo the bird, 14.06.2008 12:26) from ek$i sözlük

16 Temmuz 2008 Çarşamba

Tenturdiyot


yarim,
tenturdiyot ver ordan tenturdiyot
saplandın gittin gögsüme
çıkarsam kan fışkıracak, kanamadan ölecem
çıkarmasam enfeksiyon kapacak ölecem
tenturdiyot ver de,
yüzde doksandokuzu ölsün bakterilerin
giremesinler vücuduma, içten içe yemesinler beni..

çünkü bidenem,
biliyorum ki,
kalbe yönelecekler girdiklerinde
yavaş yavaş yiyecekler..
onlar da üzülüyorlar halime
silmek isteyecekler kalbimdeki seni

ama gülyüzlüm,
bilmiyorlar ki yiseler kalbimi ben ölürüm
ne senin bir anlamın kalır, ne gögsümün..
senin gögsünün de bi anlamı kalmaz

liman gözlüm,
sen tenturdiyot ver ordan..
yarısını saplandığın yere süreyim,
diğer yarısını yanağıma.
çok kan kaybettim, kan ağlayamıyorum
ağlıyormuşum gibi olsun..