Beyler, bayanlar, Rectoa cığımla ortak bir çalışmayla açtığımız Malın Gözü
yeni mekanımızdır. Birbirinden çılgın şiir ve yazılarımı artık oradan yayınlayacağım. Sizide beklerim. öptm çok.
21 Eylül 2008 Pazar
18 Ağustos 2008 Pazartesi
Ow papatya..
Bir papatya vardı, kendince sade bir yaşamı olan.. Hayatının anlamı sevmek olan bir papatya. Öylece dikilip etrafa bakmasına rağmen hayat doluydu.. Arı arkadaşları vardı; yanına uğrar bir çayını içerlerdi. Yan taraftaki karınca kolonisiyle de çeşitli geyikler nezlinde muhabbetler kurardı.. Boş bir arazide tek bir papatya olmasının verdiği hüznünü yansıtmazdı etrafa..
Bir gece hemen yanında bir şey filizleniverdi.. O kadar çabuk büyüdü ki ; bir gecede kendi yaşında bir papatya oluvermişti.. Bunun kendisine bir armağan olduğunu anladı. Gerçi aynı gün araba geçti üstünden.. Yine yalnız kalmıştı..
Her şeye rağmen neşeyle uyandığı bir sabah, duyduğu seslerle irkildi.. Kırlarda koşup birbirini kovalayan iki genç gördü.. Yorulduktan sonra gelip hemen yanına uzandılar, ortalarında kalmıştı. kız -aşkıom benü seviyormusun, dedi.. -Hadi papatya falı bakalım, diye doğruldu birden.. Çaresiz erkek papatyaya baktı ve bir hamlede onu topraktan ayırdı.. Sevgi miydi şimdi onu can dostu topraktan ayıran.. Sevgili miydi, sevdiğine yaranmak için çiçekleri yolan.. Var olanı yok etmek miydi? Sevgi yoktan var etmek değil miydi? Bu koku neydi. Kızın göğüsleri nasıl bu kadar güzeldi..
Bunları düşünürken hayata son bir bakış atıp gövdesini yumdu.. Yamuldu bir nevi..
Bir gece hemen yanında bir şey filizleniverdi.. O kadar çabuk büyüdü ki ; bir gecede kendi yaşında bir papatya oluvermişti.. Bunun kendisine bir armağan olduğunu anladı. Gerçi aynı gün araba geçti üstünden.. Yine yalnız kalmıştı..
Her şeye rağmen neşeyle uyandığı bir sabah, duyduğu seslerle irkildi.. Kırlarda koşup birbirini kovalayan iki genç gördü.. Yorulduktan sonra gelip hemen yanına uzandılar, ortalarında kalmıştı. kız -aşkıom benü seviyormusun, dedi.. -Hadi papatya falı bakalım, diye doğruldu birden.. Çaresiz erkek papatyaya baktı ve bir hamlede onu topraktan ayırdı.. Sevgi miydi şimdi onu can dostu topraktan ayıran.. Sevgili miydi, sevdiğine yaranmak için çiçekleri yolan.. Var olanı yok etmek miydi? Sevgi yoktan var etmek değil miydi? Bu koku neydi. Kızın göğüsleri nasıl bu kadar güzeldi..
Bunları düşünürken hayata son bir bakış atıp gövdesini yumdu.. Yamuldu bir nevi..
12 Ağustos 2008 Salı
Halk Otibisimdin, kördüğüm..

acelem varken saati geçmiş otobuse binmiş gibi sevdim seni bebek,
tüm koltuklar dolu olsada vardır tutunacak bir yerin..
ani frende ayakta duran refleksimdin,
şoföre içinden küfreden korkumdun, isyanımdın..
arkayı beşleyelim diyen muavinde gördüm ben seni
otomatik kapı gibi çarptın suratıma
uyarıya aldırmadan basamakta durmaktı duygularım..
mesai bitimi dolusurken insanlar tıka basa
ben bi kenarda yüzüm cama yapışık kaybolmuşum
benle ben arasında sıkışmışım
arkadan fordluyor bir ben
arka tarafa ilerleyemiyorum,
ilerleyemiyorum bebek..
muavine 50 lira verip bi öğrenci derken ki suçluluk duygumsun sen
bozuk para yokmu diyen muavinde gördüm seni
arakasını dönüp, söylendi
her dönüşünde
ters ters baktı bana sözlerin,
gözlerinden ziyade bebek..
tepemde dikilen amcaya yer vermememdin sen benim,
kafamı cama dayayıp uyuyormuş gibi yapardm
nefesini kafamda hissettiğim amcaydın
isyanıydın amcanın değdirdiği kolumun
hep bekledim gitmesini onun
işte öyle bekledim seni de bebek
umutsuz
suçlu
kaygılı
gözü kara
heyecanlı
boynu bükük
çünkü bebek, her an yiyebilirdim enseye tokadı
sen gibi
yediğim..
oturduğum tarafa bir saat boyunca güneş vurması
yanımdaki teyzenin omuzuma kusmasıydın
açılmayan cama isyanımdın sen benim
kasetteki nefret ettiğim şarkıydın
şoförün kasetindeki tek şarkı
bozuk klimam, sürmeyi unuttuğum roll on umda gördüm seni..
acaba inceleyecek mi diye korkarak gösterdiğim,
2 yıl öncesine ait öğrenci kimliğimdin sen benim..
muavinin göz ucuyla baktığıydın
25 kuruş için sallamadığıydın
işte o 25 kuruştu duygularım
otobüste onun için ter döküp,
indiğimde bakkaldan üst olarak almadığım..
dikkatsiz kullanan şofördüm ben
geçince otobusu zıplatan çukurlu yoldun sen
foseptik çukurumdun içine düştüğüm
tek kişilik yerdin 4 kişiyle bölüştüğüm
otobüs durmadan atlayan bebeler gibiydm bebek
kıpır kıpır
umarsız
fütursuz
o bebelere küfreden şoförde gördüm seni
kavradığı vites kolundaydı isyanım..
gece son otobüse yalnız binmemdin
şoföre tedirgin bakmalarımdın sen benim
durakta durupta binmeyen kızdı benim isyanım
otobüs hareket halindeyken atlama isteğimdin
istediğimdin bebek..
uyuyup ineceğim durağı kaçırmamdın sen benim
utancımdan kimseye söyleyemeyip, son durağa kadar gitmemdin
aynı otobüsle geri dönmemdin ineceğim durağa
şoförde ki anlam veremediğim şefkateydi isyanım
senden göremediğim
görmediğim
görmeyeceğim
göremeyeciğim
hiç mi
göremeyeceğim?
Yazarın notu: i love halk otibisi. thanks to faruk bide hale niyeyse.
3 Ağustos 2008 Pazar
Parçalı şimşekli sevdam..

Duydum ki evleniyormuşsun!! "inci küpeli kız" ım evleniyormuş.. binlerce km uzaklıktaki beni hiçe sayıp bir başkasıyla, onay vermediğim bir adamla evleniyormuş.. Nasıl onay verebilirim ki, herhangi bir adama? "bak bu kadına aşığım ama sen evlenebilirsin" mi diyeyim? adımı kötüye mi çıkarayım ha? buna gönlün el verirmi? biliyorum ki verir, hatta hiç umrunda bile değildir. ben fotograflarına bakmadan uyuyamazken, senin elin herifiyle evlenmen, umursamazlık değildir de nedir?!!
Duydum ki adı Ryan mış. ryan diye yazılırken, rayın diye okunuyormuş.. yazıldığıyla, okunduğu bile bir olmayan adama nasıl güvenebiliyorsun ha?!! nasıl teslim edebiliyorsun kendini?? nasıl öpüyorsun onu, nasıl yatıyorsun onunla!! hayır hayır dur, sakın anlatma..
yüreğimde büyüttüğüm temiz ve saf seni, daha fazla kirletme.. gülerken çıkan gamzelerinin bende yarattığı derin hissiyatı öldürme.. eşsiz yüzüne her baktığımda içimde oluşan kıpraşımı söndürme..
Konuşurken dudaklarından dökülenler önemli değil di benim için, dudaklarının hareketini son derece masum ve içten izliyordum eskiden.. ama mtv de yavşak yavşak biz evleniyoruz derken bittin bende, o an hiç bir anlam ifade etmedi o dudaklar, lanet okuyan benim dudaklarımla birlikte..
Halbuki birlikte çok işler başarabilirlerdi onlar, uçsuz bucaksız romantizmin, ortalama 27 saatlik öpüşmelerin müdavimi olabilirlerdi onlar. Şimdi biri ben evleniyorum diyor, diğeri lanet okuyor..
İkiside anlamsız birer nesne, yer yer kuruyan, lipstick le canlanan birer et parçası.. Yine dudaklar iyi, ya kalbim?? ona nolucak? lipstick filan da fayda etmez ona, anju mu olayım yani nedir?
Özetle aşk bitti.. yine bakacağımdır resmine, wallpaper im yine şu hafiften eteğini sıyırdığın masum gülüşlü resmindir, ama bitti.. sadece bir arkadaşsın artık benim için, mesafeyi belli bir seviyede tutalım lütfen, rica ediyorum. yavşak damada selamlar, en kısa zamanda ziyaretine gelip onu sevgili dostum kızılcık la tanıştıracağım.
Duydum ki yeni filmin çıkıyormuş,
hayırlı olsun scarlett..
26 Temmuz 2008 Cumartesi
Acı

Gitmen acı verdi çok,
son tuvalet kağıdını klozete düşürmüş gibi
karda dışarda kalıp popom üşürmüş gibi
ev sahibi sevmediğim yemek pişirmiş gibi
bademciğim acırken balon şişirmiş gibi
gitmen çok acı verdi,
son otobüsü kıl payı kaçırmış gibi
sevgilim eve gelmeme şaşırmış gibi
öss de boşlukların hepsini taşırmış gibi
güneş yanığını istem dışı kaşırmış gibi
acı verdi çok gitmen,
download yüzde 99 iken internet gitmiş gibi
yolculukta ipodun pilleri bitmiş gibi
günlerce milletin arabasını itmiş gibi
en küçük kardeşim aslında karate kid miş gibi
çok acı verdi gitmen,
sıcak suyla duş alıp rüzgarda yatmış gibi
yıllarca emek verdiğim şirket batmış gibi
kankam kıza takılıp beni satmış gibi
kaleciyle karşı karşıya auta atmış gibi
hepsi geçiciydi bu acıların,
senin gitmen gibi
silahını evde unutmuş,
almaya dönen hitman gibi..
yazarın notu: gibi gibisin gibisin gibi gibisin. bunlarla 23 "gibi" etti.
24 Temmuz 2008 Perşembe
Nedir yani?
Ucundan bucağından yakalamam lazım huzur denen zımbırtıyı. Maddi beklentilerden az da olsa sıyrılıp küçük şeylerle mutlu olmak galiba bunun sırrı. Ama hangimiz yapabildik ki bunu? değer yargılarımız kalmadı lan. bak kızdım küçük harfle yazıyorum gerisini. hayata uyum sağlamak için pragmatist olmadık mı? kendi egosunun çizdiği yolun dışına çıkan beri gelsin. hedeflerine ulaşmak için başkalarının sırtında yükselen insanlarla doldu memleket. ortam böyleyken nasıl sıyrılır insan maddiyattan. "ya başarılı ol, ya dürüst" diyor hayat. ya acımasız ol, ya sürün.
Mutluluk dediğimiz nedir ki zaten.. küçükken deterjanlı suya üfleyip baloncuklar oluşturmaktı mutluluk. biraz daha büyüdük, mahallede gol attık mıydı bizden mutlusu yoktu.. biraz daha büyüdük, elini tuttuğumuz komşu kızındaydı mutluluk.. biraz daha büyüyüp öss yi kazandık, artık özgürdük, buydu mutluluk. biraz daha büyüdük ve bitti üniversite belki çok şey öğrendik ama o eski saflığımızı unuttuk. biraz daha büyümeyecem lan ben, bu yaşta bunca şey almışsa elimden hayat, bi bildiği vardır bırakmaz artık. elimizi kaptırdık hayata, gözümüz karardı, biz karardık.
Bunca şikayete rağmen izleyeceğimiz yol yine tu kaka dediğimiz yoldur.
Günün sözü: köfteyle kalkan, kararla oturur.
Mutluluk dediğimiz nedir ki zaten.. küçükken deterjanlı suya üfleyip baloncuklar oluşturmaktı mutluluk. biraz daha büyüdük, mahallede gol attık mıydı bizden mutlusu yoktu.. biraz daha büyüdük, elini tuttuğumuz komşu kızındaydı mutluluk.. biraz daha büyüyüp öss yi kazandık, artık özgürdük, buydu mutluluk. biraz daha büyüdük ve bitti üniversite belki çok şey öğrendik ama o eski saflığımızı unuttuk. biraz daha büyümeyecem lan ben, bu yaşta bunca şey almışsa elimden hayat, bi bildiği vardır bırakmaz artık. elimizi kaptırdık hayata, gözümüz karardı, biz karardık.
Bunca şikayete rağmen izleyeceğimiz yol yine tu kaka dediğimiz yoldur.
Günün sözü: köfteyle kalkan, kararla oturur.
23 Temmuz 2008 Çarşamba
Metrobusten bakirkoy de inme ayricaligi..

ben sami. yirmi bir ya$ındayım. kısa boylu, çelimsiz, gözlüklü ve mütemadiyen sakallı bir ki$iyim. istanbul üniversitesi mühendislik fakültesi'nde kimya mühendisliği öğrenimi görmekteyim. günlerim okul ve ev arasında mekik dokumakla geçer, evdeyken bilgisayar ba$ında olurum genelde, msn'im mütemadiyen açıktır. insanlarla tanı$mayı, hayat üzerine uzun uzadıya sohbetler etmeyi çok severim.
bildiğiniz yahut birkaç kelime sonra öğreneceğiniz üzere, üniversitemin mühendislik fakültesi avcılar kampüsü'nde yer alır. burası, cıvıl cıvıl ve rengarenk i$letme öğrencilerinden on be$erli gruplar halinde dola$an makine mühendisi cengaverlere uzanan geni$ bir skalada bir sürü farklı insana rastlayabileceğiniz, ya$amı, toplumu ve birey olarak insanı tanıyıp, nice egzantirik maceraya yelken açabileceğiniz pek eğlenceli, pek co$kulu bir yerdir.
o gün de çok farklı değildi aslında. her zamanki gibi birtakım derslere girip çıkmı$, arkada$larla türlü çe$it geyik çevirmi$ ve nihayetinde beni evimin bulunduğu semte ta$ıyacak olan metrobüse binmek maksadıyla kampüsün güney ucundaki durağa gelmi$tim. ılık bir bahar günüydü, güne$, masmavi gökte parıldıyordu tüm samimiyetiyle, hani $u ne kadar üzgün, ne kadar sinirli olursanız olun kendinizi zorla iyi hissettiren günlerden biriydi i$te.
arka arkaya dizilmi$ güruhun arasına eklenti olmu$, sıradaki metrobüsü beklerken onu gördüm. böyle müthi$ bir bahar gününde bir insanın ba$ına gelebilecek en iyi $eydi aslında, uzun uzun tasvir etsem neye yarar, onu görmeden kafanızda canlandırmanız ne kadar zor bilseniz! bu kirli ve korkunç dünyaya ait olamayacak göksel güzelliği içinde ı$ık saçan bir melekti, içinde debelendiğimiz bu bok çukurundan ötede yer alan bir alemden, kendi karanlığımıza boğulmamamız, inatla ümit edebilmemiz için buraya yollanmı$ bir elçiydi belki de.
anlayacağınız, fazlasıyla etkilenmi$tim.
metrobüsün kapıları açıldığında hızla hareket ettim. onu gözden kaçırmamalı, yolculuk boyunca bu ilahi güzellikten alabildiğine nasiplenmeliydim zira! zekice atılmı$ birkaç adım beni tam olmayı istediğim yere getirdi. $ans tanrıçası yüzüme gülmeye karar vermi$ olacak ki metrobüsün körüklü kısmının hemen yanında kar$ı kar$ıya konu$lanmı$ koltuklardan birine o, birine de ben oturmu$tum. keyifle sırıttım!
zaman nasıl geçti, inanın bilmiyorum. yola, aracın içindeki diğer insanlara dikkat etmedim ya da mütemadiyen zihnimi kemiren okula, hayata ve çevremdekilere dair sorunlara boğulmadım bu sefer. $u anda evrende var olan tek önemli $ey oydu, kainatın merkezinde tüm saflığı ve güzelliğiyle öylece durmu$, safir rengi gözleriyle onu deli gibi kıskandığına emin olduğum göğü izliyordu.
aslında gerçekçi biriyimdir. her insan gibi hayallerim ve umutlarım olsa da, bu dü$üncelerin gerçek hayatımı yönlendirmesine izin vermem, rasyonel seçimler yapar, elime geçirebildiğim az $eyle mutlu olmaya bakarım. ya$amın, hayal kırıklığının kanlı hançerini, usta bir katilin kurbanını katlederken kullandığı $ekilde kalbine sapladığı insanlar vardır. onları çökmü$ omuzları, isteksiz davranı$ları ve pek sıkıcı tavırlarından kolayca tanıyabilirsiniz. ben de bu denli dramatik olmasa da böyle bir adamım i$te; velhasıl, bu sıradı$ı yolculuk ve kar$ımda oturan bu peri kızı beni bu kadar kolay etkilememeliydi.
hayat insanı $a$ırtmayı iyi biliyor, değil mi?
tüm masallarda olup biten ortak $eylerden biri de bir $ekilde yapılmı$ büyünün, masalın bir yerlerinde bozulmasıdır. böyledir bu, istisnasız ve elbette masallar, tüm o ihti$amları, devleri, perileri, cinleri ve sava$çıları içinde aslında ya$adıklarımızın yüksek renk ve çözünürlükteki alegorilerinden ibarettir. cin, kendisini lambadan kurtaran esas oğlandan üç $ey dilemesini ister, esas oğlan arkaya yatırdığı saçları ve kirli sakalıyla çok karizmatik, çok güçlü ve çok maskulendir; fakat onun bile eri$emediği $eyler vardır hayatta. sigarasından $öyle bir fırt çeker, pardösüsünün yakalarını kaldırır ve müstehzi bir tebessümle $öyle der: "sadece üç tane mi?".
üç dilek asla yetmez.
elbette beni kalbimden zincirlemi$ bu ketum büyü de bir noktada bozulacaktı. metrobüs bakırköy durağına yakla$mı$tı, o ayağa kalktı, kalabalığı zar zor yardı ve kapıya yöneldi. çok $ükür ki hala görü$ alanımın içindeydi, görebilen gözlerin algılayabildiği o naif ihti$amıyla aracın durmasını bekledi. sonra metrobüs yava$ladı, kalbim güm güm atıyordu, sonra metrobüs daha da yava$ladı, kalbim yerinden çıkacak gibiydi, sonra metrobüs durdu. o an, orada öleceğimi sandım!
indi ve gitti.
ba$ımı cama yasladım, bitkin ve çaresizdim. bir durak sonra inecektim; ama inanın, oturduğum koltuktan ayağa kalkacak halim kalmamı$tı. otobüsün içinde kalan yolculara $öyle bir baktım, çoğunluğu, ya$amın, hayal kırıklıklarından yapılma kanlı hançerini kalplerine itinayla sapladığı yorgun ki$ilerdi.
metrobüs zeytinburnu durağına yakla$mı$tı, ağır hareketlerle ayağa kalktım, çantamı düzelttim, duracak yazısını yakan küçük butona bastım. metrobüs ağır ağır durağa yana$tı, nihayetinde durdu ve kapılarını açtı.
ben sami. yirmi bir ya$ındayım. kısa boylu, çelimsiz, gözlüklü ve mütemadiyen sakallı bir ki$iyim. istanbul üniversitesi mühendislik fakültesi'nde kimya mühendisliği öğrenimi görmekteyim. günlerim okul ve ev arasında mekik dokumakla geçer, evdeyken bilgisayar ba$ında olurum genelde, msn'im mütemadiyen açıktır. insanlarla tanı$mayı, hayat üzerine uzun uzadıya sohbetler etmeyi çok severim.
ben sami. o gün, metrobüsten inerken, benim gibi yorgun ki$ilere $ans diledim. belki $ans tanrıçası gerçekten de ikiyüzlü kahpenin teki; fakat, sonuçta, hayat insanı $a$ırtmayı iyi biliyor, değil mi?
(dodo the bird, 14.06.2008 12:26) from ek$i sözlük
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
